Ve sonunda..Interrail Hikayem ! =)
5/12/2008 ·
1.gün
Sabah heyecanla fırladım yataktan,önceden hazır edilmiş herşey zaten..vakit kaybetmeden gittik havaalanına indik uçağa,ver elini amsterdam.hayatımda ilk defa yurtdışına çıkışım olduğundan bariz bir köyden indim şehire havası oldu zaten,ilk defa herşey yabancı etrafdaki.valizleri nerden alacağımı bile şaşırdım,luggage kelimesi hiçbir anlam ifade etmez oldu bir an için.neyse ki "türkün türkden başka dostu yoktur" ilkesi ile hareket ederek hemen bir türk buldum =) o da sağolsun yardım etti,herşeyi kısaca bir anlattı,telefon numarasını verdi.abi dedim sen biliyosun heralde buraları..eh dedi,25 yılda bişeler öğrenio insan dedi...saygılar efenim.abinin yönlendirmeleri sayesinde kafadan bi 2 saatten kar etmiş olduk.vedalaştık çıktık dışarıya,kısa bir otobüs arayışından sonra polislere "hav ken ay go tu sentrıl steyşın" dedim.bu söz,sultanahmete gitmek için soru soran tüm turistlerden intikam alırcasına bir haz verdi bana.gelin bizimle dedi,bizden sonra ineceksiniz bizde o yana gidioz dediler.bindik ama para vermedik.alışık olmadığımız bir bilet sistemiyle çalışıyor bunların olayı. 6euro ya günlük bilet alıp sınırsız binebiliyorsunuz otobüse.bunu bilmiyodum tabi ama polis de "şş çaktırma,şöför farketmedi beleşe gidiyosunuz dedi"..eyvallah canım ciğerim dedim.tabi bunu öğrenen bir türk olarak bu otobüs ve tramvayları son kez beleşe kullanışımız olmadı =) rahat bir yolculuğun ardından başarılı bir şekilde kaybolduk.Yılların getirmediği tecrübe ile hollandada trafik akışının yanlış olduguna karar verdik ve yürümeye karar verdik.Yürüyerek kaybolmanın daha manasız ve saçma olduğuna kanaat getirmemiz çok uzun sürmedi,kaybolduk.üzerinde amsterdam yazan bir otobüse bindik(beleşe),sonunda centraal station a vardık! sırtımızda çantalarla gezmek zaten zor,üstüne bide mallığımızın kurbanı oldugumuz için amsterdam'a 22km uzaklıktaki bir yerde(Edam) hostel tuttuk.haliyle gidiş 1 saati buluyordu.Hazır gelmişiz,çanta falan filan hiç bırakmakla ugraşmayalım biraz dolanalım ondan sonra gideriz dedik.Genel olarak bir turladık etrafda, dam meydanı, ara sokaklar,red light district,ara sokaklar,redlight district,şapel ve kiliseler,red light district,su kanalları ve red light district şeklinde biraz gezerek ortamı gördük.hava çok kararmadan kalacağımız yeri bulmaya koyulduk.ulan anlamadığım şey, otobüsler süper teknolojik,içinde hangi durağa varmak üzere olduğumuzu gösteren lcd ekranlar falan var.warder isimli mekana gidicez diye tembihlendik ama meğersem sıçtığımın yerinde heryerin 2 tane ismi varmış ve lcd ekranda bunlar yazmıyor.işin kötüsü ekranda nerede olduğumuz yazıyor ve sonraki durak yazıyor ama durak sıralarını göstermiyor.ulan onu yapmışsın koymuşsun bunu da koy itoğlu it.son durağa geldik,haliyle indik.şöföre sordum nerde bura diye,ohoo geçtik orayı dedi bana,ekran dan takip etmen gerek diyor. ulan ekrana bakmaktan zaten dışarıya hiç bakamadım.bindik geriye dönüyoruz(beleşe),ben takip etmeye başladım yine durakları ama kıllandım.arkamda lanet bir zenci oturuyodu,ona sordum hey adamım şu lanet warder a nası gideriz diye.o da dedi 10dk sonra falan ordayız ama ismi warder değil oosthuizen! iki ismi var buraların.ebeni dedim... herneyse bulduk oosthuizen'i indik. neyseki insanları çok sıcakkanlı,enteresan bi şekilde yolda yürürken herkes bize selam veriyodu,bizde onlara hal hatır soruyoduk.oosthuizen gerçekten inanılmaz doğal güzelliklere sahip,muhteşem evlerin oldugu bir yer.hemen hemen her evin dış ve iç tasarımı birbirinden farklı.ve özellikle yola bakan dev gibi salon pencereleri var ki evlerin içini insanlar dışardan görsün diye.bizim tam tersimiz =). köyden geçtik,kasabadan geçtik,eşşek gibi yürüdük.öğrendik ki bizim kaldıgımız yer en yakın otobüs durağına 3km uzakta! yürü babam yürü...neyseki etraf çok güzeldi,3km sağa sola baka baka geçti gitti.hostele vardığımızda ise bizim gibi telef olmuş bikaç kişi daha gördük.bu bölgenin insanlarından olacak,çok sıcakkanlı ve samimi bi şekilde karşıladılar.odamızı aldık çıktık.genel olarak hava soğuk oldugundan gün boyunca hiç susamadık bile,yemeği de türk dönercisinde yedik=)),ne olur ne olmaz...odalar güzel,mekan güzel,insanlar güzeldi.yorulmuştuk,yattık zıbardık
2.gün
10 saatlik bir uykunun ardından kahvaltıya yetişmek üzere kalktık.kahvaltı yapıp 2 günlük erzak stokladık.Alışveriş olayına baktık nedir ne değildir diye..Elektronik şeylerde abartı ucuz ve abartı pahalı şeyler vardı ama kızlar için birebir mekan.çizmeler,çantalar vs..ler 15-30 euro arası felaket güzel şeyler mevcut.bikaç parça bişeler aldıktan sonra couchsurfing den birilerine mesaj atmıştım,onlardan cevap geldi mi acaba diye internet cafe arayalım dedik ama ne mümkün.yok abi yok anasını satim,bulamadık.telefondan gireyim dedim ama nedenini anlayamadıgım bi problemden dolayı giremedim ordanda.kaldığımız otel güzel ama pek bir numarası yoktu.yakınlarında eğlencelik bişey de yoktu.amsterdam meydanında bir yer tutmadığımıza çok pişman olduk.geç saatte de otobüs olmadığından erkenden dönmek zorunda kalıyoduk.3-4km lik yol,gece ayazında da pek yaman olur zaten ki öyle de oldu.biraz geç gittik bu sefer,gündüz cennetten farkı olmayan yerler gece tam bir kabus gibi.benim çok hoşuma gitti o ayrı ama deli gibi esen rüzgar,ay ışığı ve ağaçların gölgeleri falan tırstıracak cinsdendi.ben tırsmadım o ayrı...valla lan.kaldığımız yer deniz kenarı ve biz o tarafa dogru ilerledikçe öyle güçlü bir rüzgar esiyordu ki bazen cidden dengemizi kaybediyoduk.kafamızı öne eğmiş,rüzgara karşı ilerliyorduk.belki yer diye otostop denedik ama yemedi kimse =) yarı donmuş şekilde vardık hostele,iki bira içip yattık.
3.gün
sabah uyanınca tekrar bi cepten interneti deneyeyim dedim ve girdim! hemen couchsurfing e baktım tabi.Pozitif bir dönüş olmuş ve onlarda kalabileceğimizi yazmışlardı.Boşuna 2 gün sefalet çektik resmen.Çok kötü olmasada bu 2 günü amsterdamın inciğini cinciğini bilen kişilerle merkeze çok yakın bir yerde geçirebilirdik.ama olsun,cidden bu kaldığımız yeri de görmüş olmayı isterdim o yüzden çok da pişman değilim.Öğleden sonra buluşmak üzere sözleştik.Onlar gelene kadar dolandık sağda solda,meşhur herkesin elinde olan patates kızartmalarından yedik.dam meydanında güvercinlere baharatlı cips yedirdim,susuzluktan geberdi kuş beyinliler =) kartpostallarımızı yazdık ve beklemeye devam ettik.aciz bir durum farkındayım..Ve couchsurfing den,Haluk geldi!.İnanılmaz iyi ve sıcakkanlı birisi.Meydana çok yakın olan evlerine gidip çantalarımızı bıraktık ve biraz oturup dinlendikten sonra ufak bir tura çıktık.Önceden bolca kaybolduğumuzdan hiçbir yer kalmamış zaten gitmediğimiz.Ev arkadaşı Hans ile tanıştık,o da demiryollarında çalışıyor ve Haluk gibi çok yardımsever fakat daha cool bir arkadaş =). Bişeler içtik,türkiyeden hollandadan bahsettik vs.. geyik muhabbeti yaptık.daha önce couchsurfing den çok fazla gelen olduğunu,hemen hemen hergün 15-20 istek aldıklarını söylediler.Öyle ki hans yıllardır burda oturdugundan herşeyin en iyisi en güzeli nerede hepsini biliyor.marihuana nın kokusundan iyi veya kötü oldugunu anında anlayabiliyor.gidenlere tavsiye,coffee shoplardaki marihuana lar piyasadaki en kötü ve değersiz olanlar.iyileri için mutlaka bir bilene danışmak gerekiyormuş.Kendisinin en büyük şikayeti ise amsterdama gelen herkesin direk coffee shoplar ve red light district den başka bişeye bakmak istememesi.Akşam döndüğümüzde ise evin diğer sakinleriyle tanıştık.Kooshie adında çok tatlı bir köpek, otto ve ismini unuttugum 2 kedi,isimlerini hiç öğrenmediğim 5
kuş.tam benlik biryermiş =) Ev çok güzel dekore edilmiş,her yerde harika çiçekler,çok güzel bir bahçe.Müzmin bekarlar için fazla güzel bir evdi,işin içinde başka birşey olduğunu düşünüyorduk.(bu arada haluk türk saltanatını eve getirmiş çoktan...eve girerken ayakkabılar çıkartılıyor!)Sonradan Haluk, biz aşağıda kalıyoruz Hans ile,beraber yaşıyoruz malum dedi,umarım sizin için sakınası yoktur dedi.Evet hayatımda ilk defa bir gay arkadaşım oluyordu =) Eskiden çok yadırgadığım bu durumu,onlarla tanışınca öyle bir ezip geçtimki önyargımı.Anladım ki tercihlerinden dolayı birçok kişi tarafından problemli gösterilen bu kişiler,bizden her konuda çok daha ileri görüşlü ve açık fikirli.Herşeyin yanında benim yıllardır uğraştığım ve halen üstesinden gelemediğim önyargı meselesini onlar çoktan yiyip bitirmiş üstüne çiçek ekmişler..Yemeği evde yapmaya karar verdik.Tavuk,pilav ve patates kızartması + salata ve yanında kırmızı şarap.Kusursuzun ötesinde,hafif müzik,mum ışığı,muhteşem bir yemek sofrası.Hayatımda yediğim en güzel akşam yemeği diyebilirim hiç kuşkusuz.couchsurf yaptığımızdan adet yerini bulsun diye salonda yattık.çok ısrar ettiler yatak için ama burda iyiyiz dedik.kooshie de sağolsun yer yatağımın yanında bana sabaha kadar eşlik etti =) Ertesi gün için Paris biletimizi ayırmıştık.Brükselden aktarmalı olarak gidecektik fakat Hans burda devreye girdi ve 2. sınıf aktarmalı biletimizi 1. sınıf direk gidiş olarak değiştirtti.Interrail yapanları çok sevmedikleri için hemen hemen her ülkede böyle ibnelikler mevcutmuş.
4.gün
Sabah Haluk kursa gitmişti,bizde Hans ile biraz muhabbet ettik.Ardından Haluk geldi ve hazırlanıp tren istasyonuna gittik. Her konuda inanılmaz yardımları dokunan Haluk ve Hans ile burda ayrıldık.Keşke daha fazla zaman geçirebilseydik.Yolcu edildik ve Paris'e doğru yola koyulduk. 1. sınıf yolculuğumuzun ardından Paris,Gare du Nord a ulaştık. Açıkçası daha bi janjanlı biryer bekliyordum ama bildiğin haydarpaşanın az daha büyüğü.couchsurfing'den charles ile buluşacaktık.bana mesajla detaylı olarak nasıl ona ulaşabileceğimi yazmıştı.önce metro yu bulduk,ardından charles'ın mekanı Vincennes e ulaştık.Bu arada paris metrosu diye öve öve bitirilemeyen sistem bombok bişey.leş gibi herşeyden önce ve felaket karışık.çok enteresan bir sistemleri var.bizde metroya binerken girişte bilet alıyorsun,onlarda ise bindikten sonra çıkarken alıyosun.böyle salak saçma bişey görmedim ben hayatımda.hollandanın insanlarından sonra fransız olmanın çok yanlış birşey olduguna karar verdim.nitekim metrodan çıkışın paralı oldugunu öğrendiğimizde,danışmadaki kadına neden girerken değil de çıkarken veriliyor çok saçma dedim.o da düşünceli düşünceli baktı bana anlamsız anlamsız.herneyse,vardık vincennes'e...charles, hint kırması bir fransız.neyseki sıcakkanlılığı ve dostluğu tüm fransızlığını atmış üzerinden.Yaşadığı yer sessiz,sakin bir mekan ve Paris merkeze 20dk mesafede.Güzel bahçeleri olan ve bilmem kaçıncı Lui nin yaşadığı dev bir kale falan fıstık..akşam olmuş,yemeğimizi yemiştik.pek de beklediğimiz gibi bir paris görmedik ilk gün için ama neyseki charles fazlasıyla sempatik ve eğlenceli bir adamdı ve bizi memnun edebilmek için her türlü şebekliği yapıyordu =)
5.gün
Charles,paris de gezmenin en güzel yolunu motor kiralamak oldugunu söyledi.Kendisinin hali hazırda zaten vardı bi motoru.hayatımda hiç motora binmeyen ben,motor kiraladım =) neyseki üstün bisiklet yeteneklerimin burda faydasını gördüm, yiyosa görme zaten.alıştırma,pratik falan hiçbişey yok.bodozlama kontağı ilk çevirmemden ve frenin yerini öğrendikten sonra paris trafiğine girdim.başlarda bikaç arabanın önünde saltolar atsamda bikaç saat içinde alıştım ve vızır vızır gezmeye başladım.adını hiç hatırlamadığım lö bilmemne li birçok yeri gezdik gördük.İlk durak notre dame kilisesi oldu.gerçi ben oldum olası tarihi yapılardan,müzelerden falan filan hiç haz etmemişmdir.müzenin önünde baya bi kuyruk vardı fakat charles sağolsun sanki belediyeden bakıma gelmişiz gibi ortamı yararak içeri soktu bizi.mumlar,resimler falan filan,çok sarmadı beni ama çok şaşırmış numarası yapayım ki gurular okşansın diye, vaauuuuv ne kadar büyük,bunu insanın yaptıgına inanmak çok zor bikbik şeklinde geyik yaptım ama yemedi sanırım =).Ardından louvre müzesine gittik,içine girmedim tabiki,önünde resim çektirdim. "gittim gördüm hiçbi halt yokmuş
içerde" diyebilmek için =) ve ve veeee, eyfel kulesiiii ! aşkın sembolüüü ! bok gibi bişey! devasa bir demir yığını.saçma sapan bi kalabalık önünde,tepeden o saçma kalabalığın üzerine tüküren bir dolu zirzop.ama gelmişiz parise ne yapacaz ,çıkacaz tepesine.çıktık gördük,manzara güzel,başka bi olayı yok.bu kule aşkı nasıl sembolize ediyo çözemedim...en tepesi küçük,dibe gittikçe kalınlaşıyor ya şekil olarak,acaba bunu göz önüne alarak mı bişe ima etmeye çalışmış sayın eiffel bey? =)) hakkını yemeyelim,çok fena sayılmazdı.
Akşam couchsurfing den birinin doğumgünü partisi vardı ve ona gitmeye karar verdik.Ufak tefek bir partiydi ve biz tam olarak fransada fransızdık olaya =) couchsurfing partisi oldugundan resmi dil olarak ingilizce kullanılması gerekiyordu ama kimse sallamadı,her mal fransız gibi onlar da fransızca konuşuyordu.Neyse birkaç muhabbet edecek eleman bulduk..akşam eyfel kulesinin ışıklı halini görmeyen biz ve birkaç arkadaş daha oraya gitmeye karar verdik.atladık motorlara,gecelerin yargıcı modunda asfaltı ağğğlata ağğlata bastım gaza!=P. Ayışığı ve ışıklı eyfel gece cidden çok güzel gözüküyor ama kesinlikle aşkın sembolü hala değil.Ardından 10dk lık bir eyfel şov başladı,ışıkları yanıp sönüyodu ve güzel bi görüntü oluşturuyodu.ya abicim ben bunları böle çatır çatır yazıyorum da harbiden bana öyle pek ahım şahım gelmio ya =)) üzerine yılbaşı süsleri koyulmuş koca bi demir yığınına bakıyoduk alt tarafı.öf be! içimde kaldıydı,söyledim rahatladım =).charles bana ,paris'in red light district'ini gösterdi gecenin ilerleyen vakitlerinde.adamlar fantazi olayını abartmışlar.kızlar barlarda oturuolar,gidip içki ısmarlıyosun ve pazarlığa oturuyosun..fransızlar gerçekten yaratıcı değil =) ben pezevenk olsam daha iyi şeyler bulurdum açıkçası.Biraz dolandıktan sonra motorlarımıza geri döndük ve evin yolunu tuttuk.
6.gün
hangi gün bombok geçecek diye bekliodum zaten,aha bugünmüş o gün =)
Sabahdan erken kalkıp park asterix e gidecektik ama charles'ın uyanması 12 yi buldu ve haliyle gümbürtüye gitti.ayrıca interrail olayının en önemli olgusu olan erken tren rezervasyonunu da bugün öğrenmiş olduk.Dedik barcelona ya trenimizi ayırtalım,ardından asterix e gideriz.fakat bırak barcelonayı,parisden hiçbir şekilde hiçbir yere boş tren yok!Toulouse,nice,marsilya,bordeoux,strasbourg yok yok yok.hiçbiryere yer yok.Uçak biletleride 500 euro dan başlıyor,sıkıştık kaldık bu boktan şehirde.en az 3 gün önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyormuş ki anca yer bulabilelim.paris de bir gün daha geçirmek durumunda kaldık.sağolsun charles bizi bir gün daha misafir etti.Ertesi gün için ancak bir otobüs bileti bulabildik barcelonaya.150 euro ya patladı gerçi ama başka çare yoktu.15 saatlik bir yolculuk. hem para hem zaman kaybı.ama karşılığında milyonlara alamayacağımız bi tecrübe girdi bize.gidenler şunu unutmasın ki hele birde tatil sezonunda falan gidecekseniz en az 1 hafta önceden yer ayırtmanız gerekiyor.telefonun kontur bitti,hiçbir yerde satılmıyor benim hattın konturu.Bugün hemen bitsin istiodum,burdan çıkayım,parisden dışarıya çıkayım da nereye gidersem gideyim hiç farketmez moduna girmiştim çoktan.
7.gün
Otobüs saati yaklaştıkça içim içime sığmıyor,parisden kurtulacağımızdanmıdır nedir bir enerji doluyodu içime.paris in laneti otobüs garında da peşimi bırakmadı.internete girmeye çalıştığım zımbırtı 2 euro mu yuttu.ilgilienen de kimse yoktu tahmin edilebileceği gibi...bu arada charles ın da evinde internet olmadıgından abik gubik internet cafelere girip işimizi hallediyoduk.fransada has fransız bulmak da cidden zormuş onu öğrendim.özellikle paris de tek gördüğüm zenciler ve hintlilerdi.bu arada saçlarımı da paris de kestirdim ayıptır söylemesi,pakistanlı bir berbere =))
Aldığımız yiyecek içecekleri otobüse sokmak istemeyen görevliye kıl olduk.ama karşısında türk vardı,o yiyecek içecekler öyle yada böyle o otobüse girecekti ve girdi de.yolculuğun ilk 4-5 saatinde fransız radyosundan ispanyol ezgiler dinledik.daha sonra ise amca bir film koymaya karar verdi.kendi de hiç izlememiş heralde filmi ki yolculardan biri bişey için kendisini yanına çağırdı.amca geri döndüğünde ise filmin kaçırdıgı yerini başa almayı beceremediğinden 20dk geçen filmi başa aldı ve baştan izlemeye başladı.film ingilizceydi fakat amca 30dk lık uğraş sonunda filmi ispanyolca dublaja almayı başardı malesef.aktyazı menüsüne geçtiğindeyse ii bari dedim,en azından ingilizce altyazı koyacak.amca üstüne bi de ispanyolca altyazı ekleyip filmin sesini kökledi!.Birkaç kişi şikayet etti ama bişey değişmedi. akşam saat 8 olmuş,film bitmiş..güzel bir sessizlik çökmüştü otobüse..oh dedik. ama çok uzun sürmedi.gene müzik açtı hayvan herif.birkaç saat sonra yine aynı tarifede bir film.gece yarısından sonra da hafif müzik koydular sağolsunlar.ulan göt herif koymasana lan müzik falan! öyle böyle derken katalunya ya ulaştık.zerre uyuyamadım ve fena yoruldum.sabah istasyona geldiğimizde ise buz gibi fransadan sıcacık ispanyaya ulaşmıştık.herşey güzel gözüküyordu...insanlar, mekan ve hava..hayallerimin kenti,barcelona!
8.gün
Uykusuzluktan geberen ben,sabahın ilk ışıklarıyla barcelonanın enerjisini içime çekmeye başlamıştım.Sımsıcak ılık bir rüzgar beni fazlasıyla kendime getirmişti.Metroyu kullanarak sahil şeridine indik ve gördük ki avrupanın en iyi metrosu muhtemelen ispanyada =) çıkıp etrafı gezdik dolaştık,neredeyse barcelonanın 1/5 ini yürüdük.elimizdeki harita çok güzeldi ve neredeyse hiç kaybolmadık,her seferinde gitmek istediğimiz yerleri çok kolay bir şekilde bulduk.ilk iş olarak tabiki biletimizi rezerve ettirdik! =) direk marsilya yok,montpellier'den aktarmalı olarak gidicez.couchsurfing'den en az 30 kişiye sormamıza rağmen olumlu bir dönüş olmadı,zaten barcelona da 2-3 gün önceden yer bulmak neredeyse imkansız.dolayısıyla otel aramaya koyulduk.zenci arkadaşların "otel var abi,süper abi gel şöyle gel böyle" tekliflerini reddederekten la rambla caddesine çok yakın olan atlantis otel de yerimizi ayırttık.kafa başı 50€ oluşu biraz oturdu içimize ama yapacak bişe yoktu malesef.ama en azından kaliteli ve güzel bir otel,fransanın sıkıntısını rahatça atabileceğimiz bir yer..çantaları bırakıp dolaşmaya çıktık,haritada gözüme çarpan hayvanat bahçesine doğru yola koyulduk.14€ luk giriş ücretini ödedik ve yunuslar,lamalar,maymunlar ve hayatımda hiç görmediğim bilimum yüzlerce hayvanın olduğu yerde hiç olmadığım kadar keyiflendim.bir de çiftleşme mevsimine denk geldim heralde hemen hemen bütün hayvanlar çiftleşiyodu =)) japon gibi resim çekip deli gibi gezdik durduk,yorulmuş bünye duuuşşş duuuuş diye ağlıyodu.otele geri dönüp ona istediğini verdim ve dinlenip akşam üstüne doğru barcelona sahiline bir yürüyüş yaptık.muhtemelen oranın çok tutulan bir lokantasında dillere destan harika bir yemek yedik.hava kapatmaya başladı ve gök gürlüyor,fazla takılmayalım dedik geri döndük.resepsiyondan boğa güreşinin yapıldığı monumental'ın yerini öğrendik,eğer bilet bulabilirsek yarın gidebiliriz.vücut yeter lan,barcelona da olsa insansın lan sen dedi ve kontağı kapattı..kütük gibi yatağa düştüm ve uyudum.
9.gün
sabah kahvaltıyı kaçırmayı,boğa güreşi için bilet almaya gideceğimizden baya erken kalktık.hemen bişeler atıştırıp direk bilet almaya gittik.sabah 10.30 da oldugunu anladık olmayan ispanyolcamızla ama girişteki amcalardan anladıgımız kadarıyla gişeler saat 11 de açılıyormuş.tahmin etmiştim zaten sabah sabah boğa güreşi olmayacağını..45 dk kadar gişe önünde bekledik,ama iyi ki erken gelmişiz.saat 12.30 civarı felaket bir kalabalık oluştu.bilette yazan,şovun akşam 18 de olacağıydı.kalan vaktimizi de tabanlara yükledik ve hediyelik eşyalar,ıvır kıvır satan yerleri dolaşmaya başladık.pazar günü olduğundan açık hiçbiryer yok neredeyse.ulan dedim burda hiç türk yok heralde,bizde olsa kapalı yer kalmazdı çünkü akın akın insan kaynıyor etraf.saat 18e kadar dolandık,televizyonlarda gördüğümüz birbirinin üstüne çıkıp insan kulesi oluşturan topluluğu izledik..ve saat 18,biz arenadayız.atmosfer harika,matadorlara olan ilgi akıl almaz derecede yüksek,resmen milli kahraman gibiler.2,5 saat süren gösteride efsane matadorlardan birini de görme şansımız oldu.6 boğadan 5 tanesi öldürüldü.güzel bir şov ve gösteri ama boğanın öldürülme kısmı çok hoşuma gitmedi.öldürülmesini anlayabilirim ama en azından daha adaletli olmalıydı.tahmin edildiği gibi 1 matadora 1 boğa çıkmıyor.4-5 matadora karşı tek bir boğa.diğer matadorlar boğayı aptal edip aklını karıştırıyor,asıl matador ise beyni dönmüş boğayla dalga geçiyor.delikanlılığa sığmaz,bide pembe tayt falan giymiş..ibne olduğu da her halinden belli,kasıla kasıla geziniyo arena da. %100 eminim ki o boğa onu bi bayırda yakalasa götünde en az 12 boynuz deliği açar.
10.gün
barcelona damağımızda kalmıştı ki marsilya ya doğru yolculuk başladı..ilk durak montpellier de 1,5 saat kadar bir bekleme süremiz vardı. ufak bir tur atalım dedik,şirin bir yer.çok turistik değil-ki en güzel yanı da bu.güzel bir pizza yiyip yola devam dedik.marsilyaya geldiğimiz gün pek içaçıcı değildi.şehir merkezine gitmeyi düşünüoduk haliyle ama elimizde harita olmadığından ya sağa yada sola giden yoldan birini seçicektik.sağdan gidelim dedik ve tam getto nun ortasına düştük.benim için çok bir sıkıntı yoktu ama yeşim'in hem bacağının ağrıması hem de çevrenin güzel olmayışı onda istanbula ani dönüş isteğini uyandırdı.istanbula en çabuk gidiş yolu milano dan ertesi gün olan direk uçaktı.haliyle görmeyi çok istediğim fransanın güneyi, aix-en-provence , yalan oldu.marsilyada 1 gece kalıp,hiçbirşey yapmadan ertesi gün direk olarak milanoya gittik.otel bulmak çok zordu fakat çok büyük şans eseri accord otellerinden birine denk geldik ara sokaklarda.bu oteller hiçbir lüksü olmayan,sadece yatak-tuvalet ve tv dan oluşan ama temiz ve düzenli oteller zinciri oluyor.fiyat olarak da fazlasıyla uygunlar.pek güzel bir gün olduğu söylenemez bizim için..
11.gün
milano,
bildiğimiz iş merkezlerinden başka bişe olmayan,sokakları serseri kaynayan bir yer.gece geç geldiğimizden ilk olarak kalacak bir yer bulduk.birşeyler yiyip yattık..1gün daha boş geçti.
12.gün
sabah kötü bir kahvaltıdan sonra yeşimi havaalanına götürüp yolcu ettim,artık yola tek devam ediyorum.couchsurfing den riccardo bana olumlu dönüş yapmış,akşam 10 gibi beni alabileceğini söylemişti.10 a kadar milano sokaklarını arşınladım.bir parkta oturdum kitap okuyordum,birkaç evsizle muhabbet ettim..birtanesine san siro stadının nerede oldugunu sorma gafletinde bulundum,tabi ağzımdan çıkan tek san siro lafını anladıgından aptal bi gülümseme oluştu yüzünde ve 20dk boyunca olmayan ingilizcesiyle hoplayarak zıplayarak birşeyler anlatmaya çalıştı.sadece stadın bulundugum yere çok uzak bir yerde oldugunu anlayabildim =).akşam 10 a doğru riccardo ile buluştuk,yanında arkadaşları da vardı.normalde pek soğuk görünen italyanlar,arkadaş ortamına girdiğin zaman tam tersi bir hal aldılar.hemen bir futbol muhabbeti açıldı zaten,fenerbahçeli olduğumu öğrenince hemen inter taraftarı olan arkadaşlarıyla dalga geçmeye başladılar =)) tabi ardından milan lı riccardo da kadıköydeki 4-0 lık hezimetimizi yüzüme vurdu! >=( . şakayla karışık çok güzel bir muhabbetin üstüne haydi bira içmeye teklifi geldi,bunca şeyin üzerine bir bira çok iyi giderdi ve dolayısıyla "of course my horse" diyerek kabul ettim.hepsi öğrenci oldugundan çok fazla paraları yoktu ve en ucuz barların yerini iyi biliyorlardı.kırık dökük ama inanılmaz hoşuma giden bir bara gittik.arkadaşlarının resmen ilgi odağı olmuştum ve sürekli bana sorular soruyorlardı.tabi yine muhabbet dönüp dolaşıp futbola geldi.bende türkiye ligini az çok anlatmaya çalışırken,laf arasında işte bize de çok büyük yıldızlar geldi geçti, mesela george hagi dedim. tanımadılar! nası yani dedim nasıl tanımazsınız dedim,romanyanın efsanesi dedim.yok tanımıyolar deli oldum.yaş kaç yeğenim? dedim..evet aldım cevabımı.arkadaşlar 23-24 görünümlü 17liklerdi :D haliyle hagi nin futbolculuguna yetişememişler...kendimi çok fena yaşlı hissettim.babamın bana metin oktaydan,puşkas dan falan bahsetmesi gibi bir sendrom yaşadım.sonradan biri hagi nin teknik direktörlük yaptıgını hatırlamasıysa herşeyi daha da yokuşa sürdü..evet,ben artık yaşlanmıştım! =(italyayı ve italyancayı sevmeye başladım.riccardo'nun doğum günüydü,hediyeler almışlar,içkiler içildi,güzel ve eğlenceliydi.eve dönerken yolda bana italya ile ilgili çok işime yarayacak bilgiler verdi.en büyüğü de asla ve asla milano da sokakta yatmamam gerektiği! eğer çok şanslıysam çıplak ve soyulmuş uyanacağımı,şansım yerinde değilse hap veya uyuşturucu çekmiş biri tarafından bıçaklanıp öldürüleceğimi söyledi.zaten milanoya neden geldiğime de anlam veremedi..burada hiçbir halt yok, o kadar yer varken ne die buraya geldin ki die de azarladı beni :D yarın akşam roma yolcusuyum,biletimi aldım ve eve dönüp yattık.
13.gün
gece 23.20 roma trenine yer ayırtarak gece yolculuğu yapacak ve kalacak yer sıkıntısından kurtulacaktım.riccardo dan ayrıldıgımda saat henüz 12 oldugundan ve milano da yapacak pek bişey olmadıgından biraz hesap kitap yapıp,milanonun kuzeyinde bulunan,como gölüne gideyim dedim.interrail biletimle bedava gidip döneceğimden ve 45-50dk lık mesafede oldugundan hemen koyuldum yola.huzur dolu güzel bir yer ve muhtemelen en zengin kodamanların yaşadıkları yer burası.hemen hemen normal bir araba görmek imkansız.standart arabalar bmw x5 civarı ve muadilleri.bolca balıkçıları bulundugu bir kent como.göl kıyısında uzun bir yürüyüş yaptım.tepede haç olan bir dağ gözüme çarptı,ona çıkayım lan dedim.biryerine kadar çıktım fakat sonra yolu bulamayıp geri döndüm =) balıkçıların takıldığı bir iskeleye gittim.ben böyle bereketli göl görmedim kardeşim ya,olta attıktan 2-3sn sonra balığı çekiyor kovasına koyuyordu adam.bu şekilde 1 saatte 1 kova balık tutulabiliyor.hemen hemen como nun yarısını gezdikten sonra türk dönercisi işleten bir pakistanlıyla muhabbet ettim ve milanoya geri dönüp roma trenine bindim.6 lı kompartıman tipi oldugundan pek rahat değildi ve uzuun bir gece oldu ...
14.gün
gece yolculuğu çok masrafsız ama buna karşılık çok yorucu.neyseki şansıma diğer 5 kişi çok efendi insanlardı ve fısıltıyla konuşuyorlardı.birkaç kompartıman ötede ise zenciler ve apaçiler alem yapıyordu =).sabah 7.30 da roma ya vardım.her yer uyanmış,hayat yeni başlıyor gibiydi.insanlar işe yetişmek için koşturuyor,ben de aralarına katıldım.felaket gürültülü bir yer diye kendi kendime hayıflanırken bir taş kemerin ayırdığı bir sokak gördüm,oraya girdim meraktan.inanılmaz bir şekilde bütün gürültü bir anda kesildi..sadece kuş sesleri vardı içerde.collesium a nasıl gideceğimi sordum birilerine ve tarifimi aldıktan sonra 5-10dk içinde vardım.itiraf edeyim,ilk görüntüsü muhteşem.bu kadar muazzam ve büyük birşey göreceğimi hiç beklemiyordum.buna rağmen neden bilmiyorum içimde bi sıkıntı vardı.birkaç fotograf çekip kolezyumun karşısına geçip pizza yedim ve birkaç birşeye daha baktım,daha da ilgimi çekmedi.şehir gerçekten bir açıkhava müzesi ama kapalısı da ilgimi çekmediğinden bu da çekmedi =) ben direk olarak insanlarla iletişimi daha çok seviyorum,haliyle mekanın güzel oluşu çok birşey farkettirmiyor bana.Ordan direk olarak Pisa kulesine doğru trenle yol aldım.çok merak ettiğimden de değil ya,ne bilim,o salak kuleyle benim de bi resmim olsun istedim =) tahminimden daha güzel ve minik tefek bi şehir Pisa.gidip bende amelelik yapıp,pisa kulesini düşmekten kurtarırken bir resim çekecektim ama çekemedim.o işi yapan yüzlerce kişi mevcuttu,hem onlar adına hem de kendimden utandım =) gitme vakti geldiğinde elime haritamı aldım,ya bari ye gidip yunanistana geçicektim yada hırvatistana geçicektim.şansımı hırvatistandan yana kullandım, zagreb e bilet aldım.
15.gün
Sabahın 4ü ve Zagrebdeyim! trenden indiğim gibi felaket bir soğuk neredeyse hiç titrememiş olan benim dişlerimi zangırdatmaya yetti.hemen bir otel bulmaya koyuldum,bulabildiğim en ucuz otel 3 yıldızlıydı.donmak üzere olduğumdan hemen girmek istedim ama şerefsiz göt herif sabah 7ye kadar kimseyi alamayacağını söyledi.herif sanki hilton'un görevlisi gibi sallamaz tavırlarda takılıyo.türkçe ebesine küfür ettim, bana your welcome dedi =). Ben de hemen karşısında olan tren garına geri dönüp benim gibi olan bikaç kişiyle beraber kalorifer peteğinin dibine yatıp sızdık.saat tam 7 de aynı görevliye ana avrat küfür ederek otele kaydımı yaptırdım.anında kapaklandım yatağa ve bütün günü yatarak geçirmeyi düşündüm.ama dayanamadım çıkayım az dolanayım dedim..çok güzel ve ucuz bir şehir Zagreb.akşama kadar dolandım ve otele geri döndüm.
16.gün
sabah kahvaltıyı kaçırdım.10.30 gibi couchsurfing den bana ok veren tea ile buluştum.her couchsurfer gibi o da çok sıcakkanlı biri,birşeyler yiyip içtik.meşhur içkileri olan rakija dan içirdi,dikkatli ol sahoş olursun dedi ama henüz bir türkle tanışmamış olacak ki böyle bir laf sarfetti =).eve gittik ve ev arkadaşlarıyla tanıştım,fazlasıyla iyi ve güzel insanlar.hemen etrafımı sarıp bana türkiyeyle ilgili birçok sorular sordular ve hırvatistan'ın dışardan bize nasıl göründüğü hakkında birsürü sorular sordular.erkek kardeşi ve şirketten arkadaşı olan eleman kollarıma girerek gel bakalım sen şöyleeee dediler bi kenara çektiler beni..sonra "siz bizi avrupa elemelerinden ettiniz! unutmadık sanma!!!" şeklinde tartakladılar =))
ben de hırvatistan ilk 11 inin 7-8 oyuncusunu sayıp mutlu ettim kendilerini ve hep beraber bundek festivaline gittik =) hep beraber çok güzel zaman geçirdik,lunaparkdaki aletlere bindik,karaoke tarzı bir yerde şarkı söyledik..kısacası Zagreb'e bayıldım.daha ilk günden özlemeye başladım ve tekrar geleceğime yemin ettim!
17.gün
düne göre nispeten daha sakin bir gündü.evdekilerin hepsi işe gittiğinden akşama kadar yalnız dolandım.önceki gün kendimi çok sevdirmiş olacam ki ailece birleşip karar alıp bana anahtarı bırakmayı kararlaştırmışlardı =) çünkü daha önceden bana söyledikleri sabah 7 gibi onlarla birlikte benim de evi terketmem gerektiği,evde kalamayacağımı üzülerek söylemişlerdi.güzel sokaklarında dolaşıp etrafı tanıdım.sürekli bir eğlence ve gösteri yerleri oldugundan zaman çok çabuk geçti.akşama doğru tea geldi,tekrar buluştuk bişeyler içip muhabbet ettik.akşam bana bi kart oyunu öğreteceğini,yenilirsem üzülmemem gerektiğini,belki zamanla benim de onu yenebileceğimi söyledi.ok dedim. bir de baktım ki bana 51 i öğretmeye çalışıyor =))) dedim lan sen bu yoldan giderken ben 5. turu atıyodum! hadi ordan dedi,çok pişman oldu. çok fena üttüm =) deli oldu bıraktı oynamayı...öğren de gel dedim. günü böyle bitirdik =)
18.gün
Bugün zagreb den başka birileriyle buluşup onlarda kalacaktım çünkü tea'nın annesi eve geliyordu ve yatacak yer yoktu.son günüm oldugundan kendilerine kurabiye yapıp teşekkürümü sunmak istedim.eve gelmelerine yakın kurabiyeleri yaptım,kokusunu koridordan almışlar ama kendi evlerinden geldiğine inanmamışlar =) çok beğendiler ve inanamadılar...he he he. ben gideyim artık dedim,biraz daha beklememi söylediler.anneleri de gelsin onla da tanışmamı istediler.çünkü anneleri aşçı ve benim kurabiylerimi onunda tadıp bana nasıl oldugunu söylemesini istediler.ok dedim. annesi geldi,çok tatlı bi kadın.onunla da derin bir yemek ve ülke muhabbetine daldık.uzun süredir uzak oldugum aile ortamına farklı bir aile içinde girmiştim.annesi hiçbir şekilde bugün gidemeyeceğimi,yemeğe kalacağımı ve bu gece de burda yatacağımı söyledi.ayıp olmasın diye yok mok dediysem de kadının tersi de ters,hööt dedi susturdu kalacan dedi..eyi dedim napayım =) akşam yemekte tavşan eti yaptı,püre yaptı..çok güzel bir yemekti.bol bol rakija içtik,en çok içen ben olmama rağmen benim dışımda herkes hafif kafayı bulmuştu =) haliyle herkes yatağa yöneldi erkenden..zaten çok yoğun çalıştıklarından en geç 11-12ye doğru yatıyorlardı.ben de sabah kalkıp hırvatistanın güneyine doğru,osijek e gideceğimden erken yattım.Zagreb deki son gecem de böylece güzel bir şekilde noktalanmış oldu.
19.gün
Sabah zorda olsa üzülerek bizimkilerden ayrıldım =( trene bindim ve 14.30 civarında osijekteydim.hemen istanbul trenine baktım ve yaklaşık 35-40 saat süreceğini öğrenince kötü patladım =) çok köy tarzı biryer ve çok ingilizce bilen kimse yok.neyse ki couchsurfing den tatjana geldi ve beni inanılmaz büyük yüklerden kurtardı.gayrı ihtiyari olarak etrafı gezdirdi,osijekten geçen ufak bir nehir var onun oraya gittik ve biraz resim çektim.muhabbet ederken öğrendim ki hiperaktif çocukların bakıldığı bir yerde onlarla birlikte çalışıyormuş.ne kadar zor olduğunu tahmin etmek zor değil.bişeler atıştırdık ve bi cafe ye gittik.evinde internet olmadığından internet için burayı kullanıyordu.sağolsun benim geleceğimi de bildiği için yanında ekstradan bir laptop getirmişti.ben kahve ısmarladım o da laptop ını verdi ve internetten yapmam gereken herşeyi bu şekilde yapmış oldum.hostel bulmamda,bilet almamda,internete erişimimde,yemek seçiminde ve hemen hemen herşeyde bana kimsenin ingilizce bilmediği bir yerde çok yardımcı oldu ve beni baya bi dertten kurtardı.istanbul'u yavaş yavaş özlemeye başladım...yarın yolculuk oraya...
20.gün
güzel olan herşey buraya kadarmış..sırbistan sınırında trenden indirildim.avrupa birliğine dahil olmadığı için ayrıca vize istediler.transit geçmek istediğimi söyledim kabul etmediler.tren dışarda yaklaşık 1 saat boyunca durdu.deli gibi dil döktüm ama bana mısın demediler.ardından trenin kalkıp gittiğini görünce sinirlerim tepeme çıktı.ve trenin kalkmasından 10dk sonra, e hadi 50 euro ver de transit verelim sana dediler.şerefsiz herif baştan söylesene bunu! işin kötüsü üzerimde 40euro var.kabul etmiyorlar illa 50 euro olcak diolar.kredi kartı geçmiyor haliyle.dedim bi bankanın atm sine gidip çekeyim geleyim para.yok kabul etmiolar.50 euro ver ondan sonra git çek para diyolar.be dallama herif,zaten 50 euro yu çekmeye gidicem zaten diyorum,izin vermiyolar.karakolda tıkılıp kaldım.ee napacam dedim? hırvatistana geri dönceksin,para çekip tekrar geliceksin dediler.ananı... dedim haliyle...hırvatistana geri döndüm.tea da yoktu,şehir dışına çıkmışlar.gene lanet otelde kaldım.
21.gün
bu sefer avrupa birliği olan macaristan,romanya,bulgaristan üzerinden bir bilet alarak ertesi gün tekrar yola çıktım. bu sefer de macaristan sınırında hala sebebini anlayamadığım birşeyden dolayı,elime 3.sınıf ülke vatandaşı belgesi verilerek geri gönderildim.sebebini anlayamadım çünkü macaristan sınırındaki hiçkimse ingilizce bilmiyor.üstüne bir de sinir krizi geçirdim karakolda ve yan taraftaki revirimsi şeye kaldırdılar.sakinleştirici verdiler ve hırvatistana geri gönderdiler.ertesi gün için uçağa yer ayırttım ama malesef sadece istanbula giden tek bir uçak ve 1 kişilik bilet var o da VIP. 400 euro bayılarak istanbula geri döndüm.keşke herşey başladığı gibi bitseydi.
22.gün
uçakla istanbula ayak bastığımda abim havaalanında beni almak için bekliyordu.herşey güzel başlayıp kötü bitmiş olmasına rağmen hala aklımda yaşadığım güzel şeyler vardı.kötü olanlar ise yavaş yavaş unutulup gidiyordu.uzun süredir hep hayalini kurduğum birşeydi bu ve bunu başarmış olmanın haklı gururu içindeydim.altını çizdiğim bir hayalimin daha üstünü çizip yanına kocaman bir "OK" yazıyordum.
sırada afrika... =))
Yorum (4) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
4 yorum yazılmıştır
Yazan:b | Tarih: 2009-04-12 20:34:15Konu: :)
Yazan:irem | Tarih: 2009-01-20 15:45:03benide götür :(
Konu: çok güzel
Yazan:gilbert | Tarih: 2008-12-17 19:34:27Çok eğlendim yazdıklarınızı okurken, ben de çok istiyorum gitmek, umarım bu yaz gerçekleşir. Toplamda ne kadar harcadınız merak ettim :D
Konu: ..
Yazan:KonsantreBucukluk | Tarih: 2008-12-14 22:54:04blog süper olmş :) şimdiye kadar okuduğum bloglar arasında ilk 5 e girer :P şaka maka çok güzel anlatmışsın yaşadıklarını.
eski günlerime geri döndüm sayende saolasn :)
Konu: tsk..
okurken cok eglendim:) parisi gormedim ama eyfel konusunda haklısın hiçbi şeye benzemiyo. orta avrupaya pek gitmemiş gibisin bulasma derim. hepsindeki manzara zagrebin aynısı. en guzeli akdeniz cevresini dolanıp durmak